9 Haziran 2018 Cumartesi


Bir Sözüm Vardı Unutmadım

#Blogyorum1
Blogger olmak çok da kolay bir şey değil. Sürekli üretmek ve kaliteli üretmek gerekiyor. Başarıyı elde etmek istiyorsanız. Bir yıl önce verdiğim bir sözü geç olsa da yerine getirdiğim bu yazı bir blog yorum yazısıdır.

İlk defa blogger olmaya daha doğrusu internet yayıncılığında şahsıma münhasır içerik yazmaya karar verdiğimde oldukça fazla istekliydim. Aslında hala istekliyim lakin içimden bir şey sürekli beni frenliyor ya da erteliyorum. Yazmak istediğim çok şey var içerik konu başlıklarından oluşan uzun bir listem var mesela ve farklı tarz da içerik projeleri. Birçok taslak da oluşturdum ama yayınlamaya elim gitmiyor. Herhalde yeterince iyi olduklarını düşünmüyorum. Çünkü benim için bu alem biraz farklı yani en iyisi olsun istiyorum ama olmuyor bazen. Özel bir tarzım olsun daha etkin olayım istiyorum. Yani buranın tarzı farklı bir kere.

Uzunca bir süredir kendi tabirim ile paralı yazarlık yani içerik üreticiliği yapıyorum. Ama orası çok ayrı bir mecra. Yani belli sınırlarım var ama burada o sınırlarım yok. Bu kadar özgürlük beni sanki beni daha çok hapis ediyor. Hapisten kastım kafamın içine. Yani kafamda pek çok fikir var ama dışarı çıkamıyor, çıksa da paylaşamıyorum. Gerçekçi olmak gerekirse bazı çekincelerimden dolayı hep.


Geciktim Ama Olsun


Neyse ben asıl konuya geleyim. Bundan epey vakit önce bir blogger ile konuşmuştum (Baktım da 2017’nin Temmuz ayında konuşmuşuz). Blog yorumlamaya belki birkaç ziyaretçimi oralara yönlendirme çabasında olacaktım. Aslında bu şu an baya yapılan bir şey. Konuştuğum blogger Lacivert İstasyon’un yazarı Serap Fidancı’ydı. O zamanlar ne zaman yazacağımı merak etti ki birkaç defa sordu bana ne zaman yazarsınız diye. Beni mazur görsün söz verdim ama uzun süre yazamadım ya da yazmadım. Zaten bloğum baya pasif hale gelmişti. Şu an da aktif denemez zaten. Neyse onun bloğu hakkında bir şeyler yazmak istiyorum şimdi.
Serap Hanımın bloğuna ilk denk geldiğimde çok hoşuma gitmişti hala da öyle. Kalbe dokunan şiir ve denemeleri bulunuyor bloğunda. İçten, samimi ve bizden hepsi aynı kapıya çıkan kelimeleri ard arda dizmiş olsam da işte böyle lacivert istasyon. Belki kendi hayatından bir not defteri olarak kullanıyor bloğunu ama bir yerden bize de dokunuyor. Demek ki bireyler aslında çoğunluk kendi biraz da herkes oluyor. Hislerimiz (tüm insanlık için) elbet bir yerlerde kesişiyor.
Yazdığı şiirler bir kor gibi ya da bir bahar meltemi gibi yüreğimize değiyor. Hani şöyle bir İstanbul akşamında boğaz manzarasında düşüncelere daldığım anda elimde sıcak bir bardak çayım/kahvem ile yazdıklarını okumak veya seslendirilmiş olsa dinlemek iyi gelirdi.
Yani uzun lafın kısası arkadaşlar o yazıyor ise biz de okumalıyız diye düşünüyorum. Hayat paylaştıkça güzel esenlikle kalın.
---------------------------------------------------------------------------------------------------

Alıntılar:

"...Büyüyünce ne olmak istersin diye sorsalardı gençliğinde, yeni doğmuş bir bebek olmak isterdi belki de. Unuttum diyebilmenin, hatırlamıyor olmanın birtakım sızılara faydasız olduğunu biliyordu elbet. "Yeni doğmuş bir bebek, ne muhteşem bir buluş!" diye geçirdi aklından. Tanrıya teşekkür etti bu harikulade buluş için. Dua etmeyi bilmezdi. İstemekle var edilmeyeceğini, inanmakla yok olunmayacağını epey zaman önce öğrenmişti. Tanrıyla olan bağı teşekkürlerden ibaretti. Gökyüzünün mavi oluşuna teşekkür etmişti bir keresinde. Bir keresinde de güneşin ses çıkartmadan doğuyor oluşuna. Bir uçurtma için teşekkür etmişti küçük bir çocukken sonra bir ağaca takılmıştı uçurtma. Teşekkür etmek için acele etmemesi gerektiğini o gün öğrenmişti. O bilmiyordu ama bunu Tanrı öğretmişti. Ne zaman hatırlasa o günü hep böyle geçirirdi zihninden... (Lacivert İstasyon 2. bölüm)

Herkes

Herkes
..

Bazı cümleler bazı kelimelere yetmezler ve bazı geceler bazen sabahlarla bitmezler. Herkesin adını koyamadığı bir sızısı vardır içinde.. En kuytusunda, en derininde. Kaçtıkça kurtulamadığı, gittikçe bir türlü varamadığı.. Bir derdi vardır herkesin, sustukça çoğalttığı. 

'Bir türlü vazgeçemediği' vardır herkesin, gül kurusu kokan sandığında sakladığı. Korkuları vardır, gün yüzüne çıkaramadığı ve inadına gülüşleri vardır herkesin, dertlerini hafife aldığı.


Bazı dertler, zamana bıraktıkça geçmezler. Aslında dertler, yaşadığın kadar bitmezler..

*
Gün doğar, gün batar..
Kimi ölür, kimi kalır..
Herkes, herkesin derdine sağır ve herkesin yükü kendine ağır..
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Siz uğraşmayın diye tekrarda buyurun : http://lacivertistasyon.blogspot.com/

(İlerleyen zamanlarda umarım ki çok ileri zaman olmadan hoşuma giden bloglar hakkında fikir belirtmeye çalışacağım. Yani #blogyorum saygıdeğer bloggerlar. )

23 Mayıs 2018 Çarşamba

Ekonomik Kriz Mi O!


Ekonomik Kriz Mi O!

Ekonomik kriz söylemeleri gün geçtikçe dillerde söylenip duruyor. Sosyal medya, gazeteler, televizyonlarda konuşuluyor. Nedir bu ekonomik kriz, gerçekten ekonomik bir krizde miyiz istatistikler, örnekler ve daha fazlasını aşağıda bulabilirsiniz.




İlk önce şöyle bir giriş yapalım: Ekonomik kriz nedir?
Ekonominin temel yapı taşlarını oluşturan mal, hizmet, üretim ve döviz fiyatları baz alınarak kabul edilebilir seviyelerin üstünde şiddetli dalgalanmaların oluşmasına ekonomik kriz denmektedir.


İstatistikler Ne Durumda

İstatistikler ekonomi hakkında pek çok şeyi bizlere aktarabiliyorlar lakin tek bir istatistik verisinin her şeyi yansıttığını söylemek hata olur. Aynı zamanda verilerin birbirine etkilerini ve karşılaştırmalarını yapmak ve tezatlık var mı incelemek gerekebiliyor. Ama yine de bize bir bakış açısı sunabiliyorlar.
İlk olarak dış borç ne alemde, bize neyi ifade ediyor buna göz atalım. Dış borç fon fazlası bulunan ekonomilerden alınan döviz cinsinden yapılan borçlanmaya denmektedir. Bu borçlanma da devletler arası, IMF, Dünya bankası, tahvil karşılığı ve yabancı bankalar aracılığı ile gerçekleşiyor.


Yukarıda 2018 yılı dış borcu var. Yıllara göre dış borca brüt olarak bakmak gerekirse:

2018 yılı brüt dış borç: 458 Milyar Dolar
2016 yılı brüt dış borç: 405 Milyar Dolar
2010 yılı brüt dış borç: 290 Milyar Dolar

Yıllar geçtikçe artan dış borç arttığı gözlemleniyor.
Ekonomide diğer bir kriter olarak da cari açığa incelenebilir. Cari açık ise en kaba tabir ile dış ticaret açığı olarak söyleyebiliriz. Yani ortaya çıkan ticaretteki dengesizlik, tüketim ve üretim arasındaki boşluk olarak ifade edebiliriz. Aslında daha kapsamlı bir terim olan cari açık değerlendirme olarak bu bakış açısı ile incelenebilir.

2010 yılı cari açığı 48 milyar dolar
2016 yılı cari açığı 32 milyar dolar
2017 yılı cari açığı 47 milyar dolar dır.

Bu istatiksel verilere göre de tüketim ve üretimimiz arasındaki tutarsızlığı anlayabiliriz.
Ekonomiyi değerlendirme kriterlerinden bir diğeri de Gayri Safi Milli Hasıladır.
GSMH 2010 yılında %9,2 artış göstermiştir. 2017 yılında ise %7,4 artış göstermiştir. Milli hasılada oluşan artışlar aslında tam olarak refah düzeyinde artış manasına gelmemektedir. Bunu Dünya çapında değerlendirmesini yapmak için “İnsani Gelişme Endeksi” ne bakabiliriz. İGM değerlendirmesi gelir, sağlıklı yaşam süresi ve eğitim odaklı belirlenmektedir. Bu istatistikler içinde 

Türkiye:
2010 yılında 169 ülke arasında 83. Sırada
2015 yılında ise 188 ülke arasında 72. Sıradadır.

 Bu durumda bize gösteriyor ki ülke olarak daha pek çok şey yapmamız gerekiyor.
Ekonomik durum hakkında değerlendirme yapılacaksa enflasyon ve işsizlik gibi çokça duyulan terimlere yer verilmezse hata etmiş oluruz. Enflasyon; fiyatlar genel düzeyindeki artış veya yaşam pahalılığı olarak düşünülebilir. Enflasyon, faiz oranları ve işsizlik arasında bir bağ vardır. Yüksek enflasyon yaşam kalitesini düşürebilir.

2018 Nisan Ayı Enflasyon, TÜFE ve ÜFE Oranlarının Ayrıntıları:
TÜFE: Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) aylık %1,87 arttı

TÜFE’de (2003=100) 2018 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre %1,87, bir önceki yılın Aralık ayına göre %4,69, bir önceki yılın aynı ayına göre %10,85 ve on iki aylık ortalamalara göre %11,06 artış gerçekleşti.

İşsizlik ise bir diğer ülke sorunumuz olarak başı çekmektedir. Yıllar geçtikçe azalma gösterse de yeterli seviyelerde ne yazık ki değil. Son açıklanan verilere göre “Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2018 yılı Şubat döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 546 bin kişi azalarak 3 milyon 354 bin kişi oldu. İşsizlik oranı 2 puanlık azalış ile %10,6 seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 2,3 puanlık azalış ile %12,5 olarak tahmin edildi. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 4,3 puanlık azalış ile %19 olurken,15-64 yaş grubunda bu oran 2 puanlık azalış ile %10,9 olarak gerçekleşti.” Büyük bir genç nüfusa sahip olan ülkemiz bu açıdan bazı problemler yaşamaktadır. 

Döviz Aldı Başını Gidiyor

Döviz son dönemlerde rekor üzerine rekor kırmaya devam ediyor. Ani iniş çıkışların olması da piyasaya güveni azaltması ve ekonomik kriz yaratması beklenen bir durum. Zaten yukarıda anlattığımız ekonomik değerlendirme kriterleri ve döviz göz önüne alındığında ekonomik kriz sürecinde olduğumuzu söylersek yanılmış olmayız.


Son 1 ay dolar kurulundaki değişim.

Son 1 ay incelendiğinde bu grafik ile karşı karşıyayız. Geçtiğimiz gün dolar 4.80 i gördü ve sosyal medya adeta çalkalandı. Bu da bir ekonomik kriz göstergesi. Dolar gündemde daha çok gözükse de bir de Euro gerçeği var. Euro da bir hayli değer kazandı ya da Türk Lirası değer kaybetti. Aslında bunu daha detaylı bir inceleme ile anlaşılabilir. Çünkü birinin değer kazanması bir diğerinin değer kaybetmesi manasına gelmiyor. Yani ya Türk Lirası dolar karşısında eriyor değersizleşiyor ya da Dolar değerine değer katıyor. Takdir sizlerin.

Neden Bu Durumdayız

İktisadi sistem bir devletin olmazsa olmazlarındandır. İktisadi sistem içerisinde iktisadi büyüme, istikrarlı fiyatlar genel düzeyi, düşük oranlı işsizliği barındırır. İktisadi sistemi gerçekleştirmeyenler ise birçok sorun ile karşı karşıya kalırlar. Yatırımlar, varlık fonları, borç dengeleri, istihdam hamleleri ve tarım, sanayi destekleri adına doğru hamlelerin yapılmaması ülkeleri sıkıntıya sokabilir.
 Bir zamanlar bir siyasetçinin ağızından şu cümleler dökülmüştü:

“Şimdi tabi bizde bir adet var. Ülkede başımıza bir şey geldiği zaman hemen dış kuvvetler deriz, dış güçler deriz, yabancılar deriz şu deriz bu deriz, bazen onlara isimlerde buluruz. Ve bunların sebebi ile ayağa kalkamıyoruz, birliğimiz beraberliğimiz bozuluyor filan ya bu doğru da olabilir. Ancak ben buna katılmıyorum. Eğer sizin bünyeniz sağlam ise hiçbir virüs size zarar veremez”

İşte aynen bu sözleri söylemişti. İşte aynen bu sözlerin arkasında durulması gerekiyor ki hiçbir mana bulunmadan bu sorunların altından kalkılabilsin.

Bizim bu durumumuz yani ekonomik kriz söylentileri sadece ülke içi değil Dünya çapında değerlendirmek gerekirse yalnız değiliz. Farklı ülkelerde de bunalımlar mevcut. Lakin önemli olan buradan sıyrılmak. Fed tarafından yapılan açıklamalar, ABD-Çin ticaret savaşı, politik durumlar, uluslararası tutumlar ekonomiyi etkilemekte. Doların bu artışından etkilenen yalnız biz değiliz lakin en fazla etkilenen ikinci ülkeyiz.



OCAK-MAYIS DEĞER KAYBI

Türk Lirasinin böylece büyük bir değer kaybı yaşadığını görüyoruz. Bunda erken seçimde etkili olmuş olabilir, politik hamlelerde olabilir kısacası pek çok parametre mevcut.

Ekonomik kriz geldi mi geliyor mu yoksa bunlar bir hayal mi zaman ya gözümüze sokarak belli edecek ya da …


Not: İstatistik verileri TÜİK, TCMB ve haber ajanslarından alınmıştır.

21 Kasım 2017 Salı

BİLİNÇALTI KODLAMASI

Bilinçaltı kodlaması hayatımızın her anı maruz kaldığımız bir durumdur. Farkına varmadan etkisinde olduğumuz sinsi bir sistem özelliğidir. Bu makalede bilinçaltına kodlanan negatif durumlardan bahsedilmektedir.
https://izafibakis.blogspot.com.tr/
Bilinçaltı sürekli aktif olan bir sistemdir. Bilinçaltı kodlaması ise üründür.



Bilinç Nedir?

Bilinç akıldır. Bilgisayar sistemindeki RAM’e de benzetebiliriz. Kontrol altında tutulanlar bilinç tarafından organize edilir. Lakin insanlar genelde hayatlarının büyük kısmını oto-pilot da geçirdiği için bilinç kullanımı bilinçaltına göre daha azdır. Uzun vadeli olmayan anlık veri ve olaylar bilince kaydedilir. Ama bazı durumlarda ise bilinçaltı devreye girer. Ve bilinçaltları zaman ile gelişir. Refleks kontrolleri de bilinçaltı tarafından yapılır da diyebiliriz. En basit; net olay yürüme eylemidir. Bilinçaltı zihinde bulunan hatıra, travma, manipüle eylemleri gibi durumların depolandığı yerdir. Buzdağının görünmeyen kısmıdır.

Kodlama İşlemi Nedir?

Kodlama denince ilk akla bilgisayar sistemlerindeki yazılım olayları gelmektedir. Aslında bilinç ve bilinçaltındaki kodlama olayı da aynısıdır. Zaten bilgisayar sistemleri de beyin ve bahsettiğimiz bilinçaltı olayından örneklendirilerek yapılandırılmıştır. Kodlama olayı yaşamın her anını kapsayan bir durumdur. Her nesne, bilgiye dönüşür v önce ilince ardından bilinçaltına kodlanır. Düşünceler ve düşüncelerin harekete geçirilmesinde kodlar beynimizden gelemeye başlar ardından ise çağrışımlar yönelmeleri oluşturur. Bu makale de benim bahsettiğim kodlama olayı, oluşan durumun olumsuz kısmıdır.

Bilinçaltı Kodlaması Nasıl Kullanılıyor; Araçları, Özellikleri

Bilinçaltı kodlaması bizi oluşturan ve her şeye yön veren sistemdir. Bizim odaklandığımızda bu yönlenmelerin negatif boyutu. Yani benlikte istenmeyen ve istemsiz, farkına varmadan, etkilenerek oluşan durumlardır. Bence bunlar zaaf sonucu oluşuyor. Ve her insanın zaafı vardır. Bunu ister kabul etsin veya etmesin. Çevremizde gördüğümüz veya aslında direk farkına varmadığımız şeyler, sesler, hatta renkler bilinçaltı kodlamasını oluşturuyor. Bu kodlama sistemi içinde pek çok araç kullanılıyor. Genel olarak propagandalarda, reklamcılıkta, medya da buna maruz kalmaktayız.
Her alanda yapılan propagandalarda -buna beyin yıkama olarak da bakabiliriz- kullanılan kelimeler, hareketler bilinçaltı yönlendirme ve fikir oluşturma olarak kullanılmaktadır.
Reklam sektöründe kullanılan sesler, renkler ve bilboard düzenleri bunların içine girmektedir. Alışveriş merkezlerinde kullanılan müzikler dahi bilinçaltını etkilemekte, belli dürtüleri uyandırmaktadır.
Medya da ise film, dizi, müzik yani her türlü alan kod oluşturmakta. Pek çoğu da zararlı kod oluşturmaktadır. Filmlerde en çok bilinenlerden birisi 25 kare tekniği, alenen veya nesne gizleme, göze sokarak tekrarlama olaylarıdır. İlk bakışta görmediğimizi sansak da muhteşem şekilde çalışan bilinçaltımız bunu anlamaktadır. Aynı durum diziler içinde geçerli, biz farkında olmadan yönlendirmeler yapılmaktadır. Müzik de ise yine farkındalık uyandırmadan söz veya fon sesleri ile bu oluşuma sebep olabilir.

Etkilerinden Nasıl Kurtuluruz

Buna samimi bir cevap; KURTULAMAYIZ. Pek mümkün değil fakat farkındalık içinde olmak en azından iplerin elimizde olduğunun hissini verecektir. Az da olsa…

Manipülasyon Bağıntısı ve Dünya Kontrol Sistemi

Zararlı sayılabilecek bilinçaltı kodlamalarının çıkış noktası açıktan ve gizli olmak üzere yapılan manipülasyon oyunudur. Sözlük karşılığı yönlendirme ve etkileme olan manipülasyon insan kontrolünün bir yoludur. Hissiyat mekanizmasını devre dışı bırakmada diyebiliriz. En aktif bilinçaltı kodlaması –manipülasyonu- pazarlama, siyaset, ahlak üzerine kuruludur. Kabullendirme amacı ile çalışan bir sistemdir.

Kontrol Cidden Sende Mi?

Her düşüncenin, hareketin sana ait olduğuna emin misin? Neden olarak kendine sunduğun şeylerin dahi sana empoze edilmiş olamaz mı?

Dikkat et… 
En azından farkında olmak gereklidir.
                                          

20 Şubat 2017 Pazartesi

FIRAT KALKANI OPERASYONU



FIRAT KALKANI OPERASYONU



 


Suriye’deki iç savaşa Türk askerinin müdahalesi ve İŞİD, PYD gibi terör örtgütlere ile mücadele amaçlı başlatılan bildiğimiz adı Fırat Kalkanı Harekatı, Türk ordusu ve Özgür Surye Ordusu denen ÖSO tarafından sürdürülen operasyonun adıdır. Operasyonun amacı Türkiye'ye tehkike oluşturacak unsurları temizlemek, sınır güvenliğini sağlamak ve sivil halkı korumak olarak belirlenmiştir. Göç sorununu yok etmek amacı ile Türk Ordusu 5 bin km karelik alanı güvenli bölge olarak yani İŞİD, PYD ve Suriye Silahlı Kuvvetlerinden arındırmak hedeflendiği belirtilmiştir. Bir diğer amaç da PYD'nin bölgede kurmak istediği Kürdistan fikrinin engellenmeye çalışılmasıdır. Bu konu da Türkiye ısrar ile PYD'nin Fırat’ın doğusuna geçmesini istemekte ve bu yönde hamleler yapmaktır. TSK unsurları karadan ve havadan tehlike içeren unsurlara yoğun ateş altına almaktadır. Gün geçtikçe sınıra bu amaçla askeri sevkiyat da yapılmaktadır.

FIRAT KALKANIN İLK AŞAMALARI


İlk olarak 20 Ağustos 2016'da büyük bir grup muhalif ağır ve orta teçhizat yüklü araçlar ile Çobanbey'den Türkiye sınırına yaklaşmışlardır. 22 Ağustos'ta İŞİD'in Gaziantep saldırısına misilleme olarak Karakamış bölgesine havan atışı yapıldı. Ardından Türk Silahlı kuvvetleri 60 obüs ile Cerablus ve Menbiç'i bombardıman altına aldı. Sonrasında ise hareket başlamış oldu ve ordumuzun amacının ilhak olmadığı, düzen amaçlı geldiklerini bildirdiler ve ÖSO desteklerini sundular.
Operasyonda ÖSO mensubu Arap kuvvetleri, Türk kuvvetleri bulunmaktadır. Saflarını belli etmek için de Arap kuvvetleri kırmızı, Türkmen kuvvetleri türkuaz kol bandı kullanmaktadırlar.  Operasyon kapsamında ilk şehidimizi 27 Ağustos günü YPG'li bir grubun tanklarımıza yaptığı roket atışı sonrasında verdik. Ve 3 askerimiz yaralandı, 1 askerimiz şehit oldu. Zamanla saldırılar devam etti ve şehitler verdik. Buna karşın da hâkimiyet alanımız genişledi.
Şuana kadar Türk Silahlı Kuvvetleri 40’ı geçkin şehit vermiştir. 1300’ü geçkin İŞİD’li terörist ve 300’ü geçkin de PYD mensubu öldürüldü.



FIRAT KALKANI OPERASYONU VE ASTANA GÖRÜŞMELERİ

Suriye konusunda son oluşan gelişmelerden biri de Astana görüşmeleri. Bu görüşme de Rusya ve Türkiye bir nevi uzlaştırıcı olarak bulunacak gibi gözükmektedir. Astana'da Sultan Murad Tümeni siyasi temsilcisi de bulunarak, Türkmenlerin temsilcisi olacak.
Bu da Türkmenlerin artık söz sahibi olacaklarını göstermektedir.
Türkmen kuvvetler komutanlarından Abdurrahman Mustafa, Türkiye'nin Suriye'de DAEŞ (İŞİD) ile mücadelesinin Türkmenler ve diğer muhalifler için dönüm noktası olduğunu belirtti.

EL BAB DA SON DURUMLAR

Operasyon kapsamında gerçekleştirilen El Bab'a harekette son durum olarak önemli bilgiler gelmektedir. Şuan El Bab tamamen ÖSO eline geçtiğine dair bilgiler mevcuttur. Ama hala çatışmalarda devam etmektedir.

GÜVENLİ BÖLGE  POLİSLERİ



Fırat Kalkanı Operasyonu kapsamında Suriye’de terör örgütlerinden temizlenen bölgelerde güvenliğin sağlanması için yeni adımlar atılmaktadır. Bölgelerde güven ortamı oluşturmak için Türk polisi, Suriyelileri eğiterek güvenlik güçleri oluşturdu. İlk aşamada 450 Suriyeli eğitildi. Fakat bunun devamı da geleceği söyleniyor. Eğitilen Suriyeli polislerin 5 bine kadar çıkarılması düşünülmektedir. Güvenli bölge polisi olarak adlandırılan bu güvenlik güçlerinin, aynı zamanda Cerablus'da da uygulanmıştı. Amaç bölgelerin güvenliğini daha da arttırarak geri dönüşlere hız kazandırılması amaçlanmaktadır. Mavi üniformalar giyecek olan bu güvenli bölge polisleri, elde edilen terörden arındırılan yerlerde güveni arttıracak ve yerleşimi gerçekleştirmesinde katkı sağlayacaktır.
Fırat Kalkanı Operasyonu, Türkiye sınırı için büyük önemi olan bir harekâttır. Zaman geçtikçe Suriye içlerine doğru ilerleyen Türk silahlı birlikleri hedefi İŞİD’İ bölgeden temizlemek ve PYD’nin faaliyetlerine son vermektir.
Geçtiğimiz günlerde 24 hedef vuruldu ve 23 terörist öldürüldü. Hava harekâtlarına bazı zamanlar ABD de katılmaktadır fakat PYD’ ye karşı faaliyette bulunmamaktadır.
Hükümetin açıklamalarına göre operasyonda büyük ilerlemeler yaşanmaktadır lakin şehit sayımızda da bir artış olduğu gözükmektedir.

19 Şubat 2017 Pazar

KENDİNİZ İÇİN BAŞARIN



 KENDİNİZ İÇİN BAŞARIN


ÖZ SAMİMİYET

İnsan yaşamı boyunca 7’den 70’e kadar sürekli olarak farklı sorunlar sahip olarak ömür geçirmektedirler. Kimi zaman eğitimleri, kimi zaman gönül işleri, kimi zaman kariyeri, kimi zamanda geçim sıkıntıları yaşayabilmektedirler. Önemli olan dozajları iyi ayarlamak ve öz yönetim altında hayatın süre gelmesini sağlamaktır. Hayat bi tabii egoist yaşayıp, umursamaz kalmamalı ama hayatın merkezinde yaşadığının da bilincinde olunmalıdır. Kendisi ile her zaman baş başa olduğunu bilmeli kendine karşı her konu da samimi olmalıdır kişi.

“Hepsinden önemlisi, kendine karşı dürüst olmandır                                                                                     
Gece gündüz bu doğruluğu izlersen                                                                                                     
Kimseye karşı yanlış olmazsın”

                                         Shakespeare/ Hamlet


Ünlü yazar Shakespeare de bunu gayet güzel bir şekilde ifade ediyor. İnsanı en çok hataya yönelten kendini yanlış bulmasıdır ve kendine yüklediği yükün doğruluğunun belini bükmesidir de diyebiliyiriz.
Her konu da başarıya ulaşılabileceği unutulmamalıdır ve kendini küçümsemekten vazgeçilmelidir. Kendimizden vazgeçip de taklitlere bulaşmakta benliğin intiharıdır. Bundan da sakınmak gereklidir.

 

BENLİK BİLİNCİ VE FARKINDALIK


Her insan hedefe ulaşma, faydalı olma, iz bırakma kapasitesine sahiptir. Odak yine aynıdır öz yönetim, benlik bilinci içinde olmaktır. Siz bir kalem gibisiniz yani burada kalem benliğinizin hayata yansımasının sembolüdür. Kalemin kâğıda bıraktığı gibi farkındalık içerisinde olursanız sizde hayatta iz bırakabilir, her şeyi yapabilirsiniz.

 

HER DÜŞÜNCENİZ ÖNEMLİ


Bunun için adımlar atmalı hayatı iyi tahlil etmelisiniz. Önem, ciddiyet, samimiyet sıralaması dikkat etmek tavsiye edilmektedir. Her şey düşünmek ile başlar, yanlış düşünceler yanlış sonuçlara gebe olduğunu unutulmamalıdır.

“Bir düşünce eken bir eylem biçer                                                                                                             
Bir eylem eken bir alışkanlık biçer                                                                                                           
Bir alışkanlık eken bir karakter biçer                                                                                                   
Bir karakter eken kaderini biçer”

  
“Sahip olduğun her düşünce nesnel bir gerçeklik, bir kuvvettir”

Bu yüzdendir ki sarsılın ve kendinize gelin her şey elinizde.
En çok düştüğümüz hata bıkkınlık galiba ama şunu düşünmüyoruz bizim yaşadıklarımızı yaşayan milyonlarca insan var. Sabır ve farkındalık içinde kalmaya çalışmalıyız. Negatif şeylerden uzaklaşmak olmuyorsa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmak için kendinizi ikna edin. Hayatı, insanları, olayları dahi yaklaşımlarınızda hoşgörü ve empati politikasını hayatınıza sokun. Bu bir emir gibi oldu belki haddim olmamak ile birlikte, düşünürseniz haklı olduğuma karar vereceksiniz.

 

ÖZ GÜVENE SAHİP OLUN


Her zaman derler ya inanmak başarmanın yarısıdır. Lakin tamamı olmadığı da bilinmelidir. Gerekli bir durum ama yeterli değildir. Başarıdan her türlü durumu kast ediyoruz bu bir sorun ile baş etmek olarak da düşünülebilir. Özgüven sahibi olun bu sizi başarıya yitecektir. Artık hedefiniz her neyse… Ama unutmayın ki sonuç istediğiniz gibi olmaması başarısız olduğunuzu göstermez. Kendinizi öz eleştirel şekilde analiz edin ve bir şeyler başardığınızı göreceksiniz.

“Yeteri kadar nedeniniz varsa, her şeyi yapabilirsiniz”

Samimi gönülden çıkan kelimler adına; kendinize iyi bakın…
Esenlikle kalın…




(((Yardımcı Kaynaklar--- “ The Secret”/Rhonda Byrne, “Başarı Üniversitesi”/Mümin Sekman, “Gençlik Hazinesi”/Sait Çamlıca, “%100 Düşünce Gücü”/ Jack Ensıgn Addıngton---“Öz Benliğim”/ İzafi Bakış” )))


13 Şubat 2017 Pazartesi

YALNIZLIK SEK İÇİLİR



                             YALNIZLIK SEK İÇİLİR


Benim de pek çok kimse de olduğu gibi bazı zamanlar kitaplığımı karıştırmak gibi bir huyum vardır. Dikkatimi çeken, daha önceden okuyum raflara teslim ettiğim bir kitabı alır ve tekrardan biraz inceler ve bazı hatırlamalar yaptıktan sonra yerine koyarım. Yine böyle bir şey yaparken çok önceleri okuduğum Ahmet Demir’in “ Yalnızlık Sek İçilir” isimli kitabı elime denk geldi. Genelde bu tür kitabım fazla yoktur lakin iyi ki okumuşum dediğim eserlerden biridir.
Yalnızlık dönem dönem bizlerin hissettiği bir duygu. Bir boşluk aslında. Yalnızlığı hissedenlerin gönüllerine hafif dokunuşlar yapan ve gerçek dünyayı bizlere yansıtan bir kitap. Verdiği örnekler, sözler, hikâyeler o kadar hoş ki ayrı bir tat bırakıyor gönülde ve etkili bir iz de bırakıyor beynimizde. Tek solukta okunabilen bu eser hakkında fazlaca detaya girmeyeceğim. Ama şunu demeden de geçmemek gerek ki kitabın kapağında olduğu gibi demli bir çay ile adeta demlendiriyor ve okutuyor kendini.
Kitabı karıştırırken bir bölüm özellikle gözüme takıldı ve tekrardan okudum. Bölümün adı “Yalnızlar Rıhtımı” ydı. Ne hoş bir tabir değil mi? Şairane bir dille yalnızlar rıhtımına yanaşmış ve yanaşan herkese hitap eden cümleler içeriyordu. Ve ardından yalnızlığın acı olduğu kadar, bazı durumlarda değerli anlar da barındırdığını hatırlatıyor insana. Kabul, yalnızlık nerden bakarsan bak acı gibi görünüyor. Ama bölüm sonunda olan şu söz:
“Sahte kalabalıkların olacağına kaliteli bir yalnızlığın olsun”
Tam on ikiden vurmuyor mu insanı? Yani haklı değil mi? Biraz düşününce içimizden evet demiyor muyuz? Çevremizdeki pek çok kişi halk tabiri ile kuru kalabalık değil mi? Tabi ki bunu herkes için söyleyemeyiz. Lakin genele vurunca durum bence bu. Artık resmen kadavralar şehrinde yaşıyoruz. Hayatımızın her anında böyle insanlar ile karşılaşıyoruz. Menfaatçiler, dalkavuklar, embesil tipler falan filan… Bu hayatın her anı, olayı, kişisi için söylüyorum. Buna yalnızca gönül işleri dahil değil, diğer pek çok şey de dahil. Düşündükçe bana hak vereceksiniz.

Yani özetle doğru kişileri seçmeye çalışmalıyız. Mantığın, duyguların önüne geçmesi gerekiyor. Bir yere kadar tabi ki. Önemli olan kalitelinin seçimini yapmak gerekirse kaliteli bir yalnızlık…


Bir Sözüm Vardı Unutmadım #Blogyorum1 Blogger olmak çok da kolay bir şey değil. Sürekli üretmek ve kaliteli üretmek gerekiyor. Başar...